Günümüz Ergenlerinin Bu Kadar Kaygılı Olmalarının 10 Sebebi


  

Günümüz ergenlerinin hiç olmadığı kadar fazla, şiddetli kaygı yaşadıkları söyleniyor. Kaygıdaki bu artış önemli bir tartışma konusu. Bir psikoterapist, öğretim görevlisi ve “Zihinsel Olarak Güçlü Ebeveynlerin Yapmadıkları 13 Şey” (13 Things Mentally Strong Parents Don’t Dokitabının yazarı olarak kaygının ergenler arasında çok yaygın olduğuna ben de katılıyorum. Her yaştan insanın benim terapi ofisimin kapısından girmelerinin en yaygın sebebi bu çünkü.

Bazı gençler, başarısızlıktan ölesiye korkmakla birlikte yüksek başarılar gösteren mükemmeliyetçiler. Bazıları ise akranlarının onlar hakkındaki düşüncelerinden o kadar fazla endişe ediyorlar ki neredeyse hiçbir şey yapamaz hale geliyorlar.

Bazıları gencecik yaşamları boyunca zorlu hayat şartlarına katlanmış oluyorlar. Ama bazılarının sabit aileleri, destekleyici ebeveynleri ve bolca kaynağı var.

Kaygıdaki bu yükselişin, son birkaç on yılda karşılaştığımız toplumsal değişikliklerin ve kültürel değişimlerin bir yansıması olduğunu tahmin ediyorum. İşte en temel 10 neden:

1.Elektronik cihazlar sağlıksız bir kaçış sağlıyor

Dijital aletlere sınırsız erişim, çocukların sıkıntı, yalnızlık ya da üzüntü gibi rahatsız edici duygulardan kaçmalarına sebep oluyor. Çocuklar arabada giderken kendilerini bir oyuna gömerek ya da odalarına gönderildiklerinde sosyal medyada sohbete dalarak bir kaçış yaşıyorlar.

Bugünse, tüm bir neslin çocukluğunu rahatsızlıktan kaçarak geçirdiğinde neler olduğunu görüyoruz. Elektronik cihazlar, zihinsel dayanıklılıklarını geliştirme fırsatlarının yerine geçti ve bu yüzden günlük hayatın zorluklarıyla baş etmek için gerekli olan becerileri edinemediler.

2.Mutluluk hırsı

Mutluluk toplumumuzda o kadar çok pompalanıyor ki, bazı ebeveynler işlerinin çocuklarını sürekli mutlu etmek olduğunu düşünüyor. Bir çocuk üzüldüğünde ebeveynleri onu hemen neşelendiriyor ya da çocuk kızgın hissettiğinde onu hızla yatıştırıyor.

Çocuklar kendilerini gün boyunca mutlu hissetmediklerinde, bir şeylerin ters gittiğine inanarak büyüyorlar. Bu da çok fazla iç çatışma yaratıyor. Kendini üzgün, hüsrana uğramış, suçlu, hayal kırıklığına uğramış ve hatta bazen öfkeli hissetmenin normal ve sağlıklı bir şey olduğunu anlamıyorlar.

3.Ebeveynlerin gerçekçi olmayan övgüleri

“Takımda en hızlı koşan sensin” ya da “Sınıfındaki en zeki çocuk sensin,” gibi şeyler söylemek özgüveni geliştirmez. Tersine, çocuğunuzun omzuna bu etiketleri gerçekleştirme yükünü bindirir. Bu yenilmekten ya da reddedilmekten ölesiye korkmalarına neden olabilir.

4.Ebeveynler yarış atları gibi yarışıyorlar

Çoğu ebeveyn ergen çocuklarının kişisel asistanları gibi davranıyor. Çocuklarının rekabet edebilmesini sağlamak için deli gibi çabalıyorlar: Özel öğretmen ya da özel spor koçları tutuyorlar ve sınava hazırlık kurslarına büyük paralar ödüyorlar. En iyi okulları etkileyecek notlar için çocuklarına yardım etmeyi görev biliyorlar. Çocuklarına çok iyi bir üniversitede gözde bir öğrenci olmak için her konuda üstün olmaları gerektiği mesajını veriyorlar.

5.Çocuklar duygusal beceriler kazanmıyor.

Dikkatimizi fazlasıyla akademik hazırlığa veriyoruz ama çocuklara başarılı olmaları için gerekli duygusal becerileri öğretmek için çok az çaba sarf ediyoruz. Üniversitede ilk yılları olan öğrencilerle yapılan bir araştırma, öğrencilerin yüzde 60’ının aslında üniversite hayatına duygusal olarak hazır olmadıklarını ortaya koydu.

Zamanını yönetmeyi bilmek, stresle baş etmek ve duygularının farkında olmak iyi bir hayat yaşamanın püf noktalarıdır. Sağlıklı baş etme becerileri olmaksızın ergenlerin günlük hayattaki zorluklar yüzünden kaygı duymaları pek de şaşırtıcı değil.

6.Ebeveynler kendilerini rehber değil, birer koruyucu olarak görüyor.

Ebeveynler zamanın bir yerinde, çocuklarını olabildiğince az fiziksel ve duygusal yarayla yetiştirmeleri gerektiğine inanmaya başladı. Öylesine aşırı korumacı oldular ki, çocuklar asla kendi kendilerine bir zorlukla baş etmeyi deneyemiyorlar. Sonuç olarak, bu çocuklar, hayatın zorluklarıyla baş etmek için fazla kırılgan olduklarına inanarak büyüdüler.

7.Yetişkinler, çocukların korkularıyla doğru bir şeklide yüzleşmelerine yardımcı olmayı bilmiyorlar.

Yelpazenin bir ucunda çocuklarını çok fazla zorlayan ebeveynler görürsünüz. Çocuklarını, kendilerini dehşete düşürecek şeyleri yapmaya zorlarlar. Diğer tarafta ise çocuklarını hiçbir şekilde zorlamayan ebeveynler bulunur. Onlar, çocuklarını kaygı yaratacak gibi görünen her şeyden uzak tutarlar.

Maruz kalmak korkuyu yenmenin en iyi yoludur, ancak sadece adım adım yapıldığı takdirde. Biraz deneme, hafifçe dürtme ve rehberlik etme olmadan, çocuklar başlarına gelen korkuyla yüzleşebileceklerine dair güven duygusunu asla kazanamazlar.

8.Ebeveynler, suçluluk ve korku duygularıyla ebeveynlik yapıyor.

Ebeveynlik suçlululuk ve korku gibi rahatsız edici duygulara sebep olur. Fakat birçok ebeveyn bu duyguları yaşamaya izin vermek yerine ebeveynlik alışkanlıklarını değiştirir. Böylece onları kaygılandırdığı için çocuklarının gözlerinin önünden ayrılmalarına izin vermezler ya da çocuklarına “hayır” dediklerinde o kadar fazla suçluluk hissederler ki sözlerinden döner ve pes ederler. Bunun sonucunda çocuklarına, rahatsız edici duyguların tahammül edilemez olduğunu öğretirler.

9.Çocuklara yeteri kadar serbest oyun zamanı verilmiyor.

Organize spor ve kulüp etkinlikleri çocukların hayatında önemli bir rol oynarken, tüm kuralları yetişkinler koyar ve dayatır. Yapılandırılmamış oyun çocuklara, yetişkin “hakemliği” olmaksızın anlaşmazlıkları yönetmek gibi hayati becerileri öğretir. Kendi başına oynanan oyun ise çocuklara kendi düşünceleriyle baş başa kalmayı ve kendi varlığıyla rahat olmayı öğretir.

10.Aile hiyerarşileri ortadan kalktı.

Her ne kadar çocuklar karar verici pozisyonda olmaktan hoşlanıyormuş gibi görünseler de,  aslında en derinlerinde, doğru kararı verebilecek yetide olmadıklarını bilirler. Esas liderin ebeveynleri olmasını isterler – ‘rütbeler’ konusunda çatışmalar yaşadıklarında bile. Hiyerarşi karıştığında hatta tepe taklak olduğunda çocukların kaygıları ani bir artış gösterir.

Bu Kaygı “Salgını” Konusunda Ne Yapabiliriz?

Çocukların esnekliğini ve dayanıklılığını beslemek yerine kaygıyı besleyen bir ortam yarattık. Tüm kaygı bozukluklarını engelleyemesek de  – genetik de kesinlikle önemli bir bileşen – çocuklara daha sağlıklı olmaları için gerekli olan zihinsel kasları geliştirmelerinde daha çok yardım edebiliriz.


Send this to a friend