Yürüyen Bir Ölünün Yaşadıkları


Yürüyen Bir Ölünün Yaşadıkları

Başkasının derdini bilmeyen ” dünyada ki en büyük dert benim” dermiş.

Kendilerini “sütten çıkmış ak kaşık” gibi gösteren erkeklere teselli verenler,

Şimdi birde beni dinleyin, “benim de derdime derman” olmayı deneyin.

15 yıllık evli, iki çocuk annesi, mütedeyyin bir kadınım. Evlenene kadar elime erkek eli değmedi. Anadolu da bir şehirde kendi küçük dünyamda yaşarken (takdiri ilahi bu ya hiç aklımdan geçmeyen bir yerde) kızlarımın babası beni ilk görüşte beğenmiş. Çevresinden sorup soruşturmuş ve kısa bir sürede neyin nesi, kimin kızı olduğumu kolayca öğrenmiş. Zaten o yıllarda bulunduğum şehirde benim gibi tesettürlü bayanların sayısı az olduğu için adımı sanımı öğrenmesi çok zor olmamış. ( Keşke hiçbir zaman öğrenemeseydi)

Sonuçta ortak tanıdıklarımız vasıtasıyla benimle tanışmak istemiş. Ortak tanıdıklarımız vasıtasıyla benimle görüşmek istemiş. Niyetinin ciddi (evlenmek) olduğunu öğrenince bende görüşmekte bir mahsur görmedim ve kendisiyle meşru sınırlar içerisinde tanıştım.

İlk görüşmemizde kalbimin çarpıntı sesi duyulacak diye ödüm koptu neredeyse. O zamanlar kocam 27 yaşında İstanbul’da yaşayan üniversite okumuş sosyal çevresi olan bir erkek; ben ise henüz daha 20 yaşında ve daha önce hiç bir erkekle (evlilik amacıyla da olsa ) konuşmamış bir “ev kızıydım”. Size garip gelebilir ama anlayacağınız kocam (bir erkekle konuşmakta dâhil) her anlamda benim ilk’im oldu.

Bu ilk görüşmenin sonrasında ailemin bilgisi dâhilinde ve aynı şekilde (meşru sınırlar içerisinde) iki görüşme daha yaptık. Ama o hiç beklemediğim bir sırada (üçüncü görüşmemizde) bana evlenme teklif ettiğinde az kalsın kalbim duracaktı. Ne yalan söyleyeyim, aslında yüksek tahsil görmüş ve İstanbul da yaşayan bir erkeğin benim gibi ilkokul mezunu taşralı bir ev kızıyla “neden” evlenmek istediğini hem merak ediyor, hem de için için bundan dolayı gururlanıyordum. Aynı zamanda da bunun sebebini mutlaka öğrenmek istiyordum. Üzerimde ki şaşkınlığı atar atmaz sordum ona

–Neden, İstanbul dan veya üniversite çevrenden tanıdığın birisiyle değil de benim gibi hiç tanımadığın birisiyle evlenmek istedin”  hafif bir tebessümle gözlerimin içine baktı ve bana

–“ Doğacak çocuklarımın iyi bir anne elinde yetişmesi için” cevabını verdiğinde karşısında oturduğum sandalyeden kalkıp boynuna sarılmamak için kendimi zor tuttum. Çünkü birçoğuna göre kafa yapısı, dış görünüş olarak “İstanbullu” olan bu erkek kendisine eş, çocuklarına anne olarak beni seçmişti. Bu o zamanlar “Allah’ın bir lütfüydü” benim için (şimdi ise kesinlikle aynı duyguları taşımıyor, hatta kendimi seçilmiş kurban olarak görüyorum)

Çünkü ben onu daha ikinci kez gördüğümde içten içe sevmiştim. Ama O,…

Velhasıl ailelerin devreye girmesi, tanışması, istenme faslı, nişan hepsi 3-4 ay içerisinde oldubitti.

Hem ailemin istemesi, hem de onun “nişanlıda olsak harama bulaşmamak için şerri nikâhımızı da yapalım” demesi ile nişanla birlikte dini nikâhımızı da yaptık. Her ne kadar o dönemde o İstanbul’da, ben  …… da yaşadığım için çok sık görüşemesek de (toplasanız yüz yüze 2-3 defa ancak görüşmüşüzdür.) aramızda dini nikahın olması beni de manevi anlamda rahatlatıyordu.

Onun İstanbul da ki işlerini yoluna koyması ve bizimde aile olarak düğün hazırlıkları yapmamız gerektiği için tam bir yıl sürdü nişanlılık dönemimiz. Bu süre zarfında İstanbul dan günübirlik yanıma geldiği zamanlar,aramızda ufak tefek sorunlar olsa da onunla yaşadığım anlar hayatımın en güzel zamanlarıydı.

Çünkü henüz resmi nikahımız olmasa da o Allah indinde benim kocamdı ve ben ona âşık olmuştum.

Bir yılın sonun da (her genç kızın hayali olduğu üzere) telimle duvağımla, yüzüm ak ve başım dik bir gelin olarak, hüznüle karışık buruk bir sevinç ile baba ocağından, ait olduğum yuvadan ayrıldım. Bundan sonra ki hayatıma sevdiklerimden çok uzakta, hiç bir tanıdığımın olmadığı, daha önce hiç bilmediğim büyük bir şehirde, İstanbul da devam edecek olmam beni düşündürse de, içimde,

“Ailemden ayrıldım, gurbete gidiyorum. Ama yalnız değilim, yanımda beni çok seven bir kocam var. Artık bende bir yuva kurdum, bizde bir aile olduk, bundan sonra kocamın ve nasip olursa çocuklarımın mutlu olması için çabalayacağım” düşüncesi özellikle kocamın mesaisi düzensiz olan işi nedeniyle evde yalnız kaldığım gecelerde beynimde yer eden korkularımı ve aile özlemini yenmem de bana yardımcı oluyordu.

Kocam o zamanlar çok para kazanamıyordu ama mutluyduk. Zaten evlenirken de kendi göbeğimizi kendimiz kesmiştik. Benim babamın maddi durumu iyi değildi. Kıt kanaat geçiniyorduk. Onun da evlenmek için bir birikimi yoktu. Evlenmeden hemen önce İstanbul’da kiraladığı evimiz küçük, ev eşyalarımız ise tam değildi. Varsın eşya olmasın, ne önemi vardı. Yanımda beni seven bir kocam vardı ya gerisi umurumda bile değildi. İlk 15-20 gün mutluluktan ayaklarım yerden kesilmişti adeta…

Fakat;

Hayat her zaman bazı pembe dizilerde olduğu gibi “tozpembe” sürmüyor, mutlu sonla bitmiyordu. Kimilerine göre nazardan, kimilerine göre gizliden gizliye kocamı seven (kocamın bundan haberi bile yokmuş) kocamın patronun kızı kara bir bulut gibi çöktü mutluluğumuzun üzerine. Daha doğrusu kendi içinde kocamı sevdiği için onun evlenmesinden dolayı kocama çok kızmış. Aklı sıra bize zarar vererek kocamdan intikam almayı düşünmüş. Bunun için de babasının patron olmasından aldığı güçle tepeden inme bir şekilde kocamın iş yerinde ki mevcut pozisyonunu gasp etmişti. Bununla da yetinmedi, babasının gücünü kullanarak kocamı aşağılamak için kocamı daha alt bir pozisyonda çalışmaya zorladı.Normalde böyle bir durumlarda hiç düşünmeden “alın atınızı ….. tımarınızı” şeklinde tepki vereceğinden emin olduğum kocam evliliğin üzerine yüklediği maddi sorumluluklar  nedeniyle bu aşağılamaya da (kendi tabiriyle) eyvallah dedi.

Eyvallah dedi, dedi ama…

Kocamın yaşadığı beni de ilgilendiren ve hiç beklemediğimiz bu olumsuz gelişme evliliğimizde ki ilk kırılmanın yaşanmasına sebep oldu. Kocam gece yatakta bile kendisine yapılan bu zalimce davranışı hak etmediğini düşünüyordu. Bazen de sadece düşünmüyor, adeta kahrından kuduruyordu. O’nun içinde bulunduğu bu ruh hali daha emekleme aşamasında olan evliliğimizde çatırdamalara sebep olmaya başlamıştı. Bu sancılı süreç uzun sürmedi.

Bir akşam işten eve geldi ve bana daha fazla dayanamadığını, normalde pozisyonu değiştirildiği ilk gün yapması gereken şeyi yaptığını; Kendi ifadesiyle “ atı sahibine iade ettiğini” söyledi.

Aslında o akşam bizim için uzun süreli bir kâbusun başlangıcıydı ve bu kâbus tam 6 ay sürdü. Bir erkeğin sabah yataktan kalkması için bir sebebinin (işinin) olmamasının ne demek olduğunu işte o zaman anladım.

Aslında yeni evli olduğum için kocamın sürekli yanımda olması çok hoşuma gidiyordu. Ama ödenmesi gereken kira, faturalar, özetle ayakta tutmamız gereken bir yuvamız vardı. Evliliğimizin 6 ayına girdiği bir zamanda normalde ikimizin de mutluluktan ayaklarımızı yerden kesmesi gereken bir şey oldu.

Hamileydim, bir bebeğimiz olacaktı.

Kocamla benden birer parça taşıyan bir yavrumuzun olacağını öğrenmek ilk anda sıkıntı yaşadığımız bir dönemde ikimiz içinde moral olmuştu. Fakat, kocamın aylardır işsiz oluşu bu sevincimizi gölgelemeye yetti de arttı bile. Çünkü hazır dağları da karşısında güçsüz bırakan mevcut masraflara bir de hastane masrafları eklenmişti.

Sanki tüm bunlar yetmiyormuş gibi birde normal zamanlarda bile kocamla yatağa girmemek, girsem bile biran önce bitmesi için çabaladığım kadınlık vazifemi hamileliğimi bahane ederek tam ve hakkıyla yap(a)mamamın stresi kocamı daha da sinirli bir erkek haline getirmişti. Kabul ediyorum bu süreçte ben hatalıydım belki, ama kocam da bu konuda bana hiç anlayış göstermemişti. Bu yüzden aramızda ciddi tartışmalar yaşanmaya başladı, hatta bazı geceler yalnız yatmak zorunda kalmıştım.

Sıkıntıların ardı arkası kesilmiyordu. Sanki mevcut sorunlarımız yetmiyormuş gibi dul olan kaynanamın ve görümcemin bana yaptığı hakaretler, zulümler ve kocamın yapılanlara sessiz kalması, hatta çoğu zaman onlardan yana tavır alması beni çok yıpratıyordu. Kayınvalidemin ve görümcemin yaptıkları yetmiyormuş gibi kocamında bana sırtını döndüğünü görmeye dayanamıyordum. Kendisine âşık olduğum adam gitmiş yerine zalim birisi gelmişti adeta. Kocamın beni şaşırtan bu tavırları bir türlü çözemediğimiz problemlerimizin üzerine tuz biber oldu.

Bütün bunlar olurken kızım Esra normalden 1,5 ay önce dünyaya gözlerini açtı. Yaşadığım stres erken doğum yapmama neden olmuştu. Kızımın yaşaması zor görünüyordu. Ama beklenen olmamış; kızım kendisiyle beraber beni de hayata bağlamayı başarmıştı. O zamanlar beni hayata bağlayan tek neden; kızım olmasa ciddi ciddi intiharı bile düşünmeye başlamıştım.

Bu şekilde aylar yılları kovaladı . Nedenini anlayamadığım bir şekilde ve biz fark etmeden kocamla aramızdaki bağlar kopmuş, evliliğimiz sıradanlaşmış, ilişkimiz yalama olmuştu. Psikolojimin çok kötü olduğu bir dönemde yaşadığım bir korku mevcut sıkıntılarımın artmasına sebep oldu. Artık ne insanlara nede binalara güveniyordum. Zaman zaman Allah’ın “adil” sıfatından bile şüphe etmeye başlamıştım.

Ben ne tür bir günah işlemiş, ne yapmıştım da bütün bu acıları hak etmiştim.

Yürüyen bir ölü gibi dolaştığım bu süreçte başka bir çocuk istemediğim için itinalı bir şekilde korunduğum halde ikinci kez anne olacağımı öğrendim. Ben tekrar anne olmaya hazır değildim, ama kocam ikinci kez baba olacağını öğrendiğinde sevinmişti.

O ana kadar geçen süre içerisinde başımıza gelen en güzel ve sevindirici olay eşimin düzenli güzel yeni bir işe girmiş olmasıydı. Ama bununda benim için yeni bir hayal kırıklığı ve eşimin beni terk etmesine sebep olacak bir faturayı önüme koyacağı kimin aklına gelirdi.

Şairinde değdi gibi zaman su misali akar ya, gerçekten de doğruymuş. Göz açıp kapayana kadar geçen bir sürede ikinci kızımı da kucağıma almıştım. Doğumumu bahane eden kaynanam yine evimize gelmiş, kara bir bulut gibi üzerimize çöreklenmişti.

Keşke tek derdim kaynanam olsaydı, belki bir şekilde üstesinden gelirdim. Ama asıl sorun (bunu sonradan fark ettim) ikinci kızımın doğumuyla ortaya çıkmıştı. Evlenmeden önce de “en büyük korkum” kocamın elimden alınmasıydı.

İşi dolayısıyla bir süredir yanımızda kalan kardeşim ile kayınvalidem kaşla göz arasında birbirlerine girdiler. Akşam eve geldiğinde yaşanan kavgayı annesinden dinleyen kocam kardeşimi evden kovdu. Annesi ise savaş kazanmış bir komutan edasıyla “ ben size dememiş miydim burası benim oğlumun evi bu evde ben ne dersem o olur” tavrıyla bana gözdağı veriyordu. Bende kardeşimi evden kovduğu için annesinin yanında kocama bağırdım ve hakaret ettim. Sonradan bir anlık öfkeyle yaptığımdan pişman olmuştum ama bu olayın evliliğimizin sonunun başlangıcı olacağı hiç aklıma gelmemişti.

Kocamın bu olayda ki tavrı onun evliliğe nasıl baktığına dair düşüncelerimi yeniden gözden geçirmeme neden oldu. Bu gözden geçirme sonunda kafamda ulaştığım sonuç benim için hiç açıcı değildi. Kocam yuvasının huzurunu değil zalim annesinin bana yaptığı zulmün destekçisi olmayı tercih etmişti.

Koruyucum, aşkım, çocuklarımın babası, yol arkadaşım, dostum olduğunu düşündüğüm kocama artık güvenmiyordum. Bu güvensizlik daha fazla korkmama, korkularım düşünmeme, düşüncelerim ise ona olan güvensizliğimin artmasına sebep oluyordu. Bir taraftan da en büyük korkumla yüzleşmekten; kocamın yavrularımı ve beni yüz üstü bırakmasından çekiniyordum.

Korktuğumun başıma gelmesi çok uzun sürmedi.

Kocam aramızda yaşanan bir tartışma sonucu evi terk etti ve üç gün boyunca ne aradı ne sordu. Bulunduğumuz apartmana yeni taşınmışız, kimseyi tanımıyorum. Birisi 3 yaşında, diğeri ise birkaç aylık iki yavrum ile yapayalnız kalmıştım koca şehirde. Elektrik sobasıyla “eh işte” kıvamında ısınmaya çalışıyoruz. Bizim yaşadıklarımıza daha fazla şahit olmamak için olsa gerek yalnızlığımın üçüncü günü soba da isyan etti, çalışmıyordu artık. Mevsim kış, aylardan şubat ve hava çok soğuk… Çocuklarım ve ben üşüyoruz… Üçüncü günün sonunda bebeğimin sütü, evde ekmek alacak paramız yok, açız…

Ne derdimi paylaşacağım bir kimse, nede sığınacağımız bir yer… Koca şehirde bizim derdimize derman olacak hiçbir kimsem yok Allah’tan başka…

Kalabalıklar içerisinde yapayalnızım, çocuklarım ve ben annesi tarafından terk edilmiş kedi yavruları gibiyiz…

Sahipsiziz ve korkuyoruz…

Beynimde ki düşünceler bir köpeğin kediyi kovalaması gibi birbirini kovalıyor.

Ya çocuklarım hastalanırsa ben ne yaparım, kime giderim.

Ya kocam bir daha eve dönmez, bizi tamamen terk ederse, ben aileme ne derim, desem bile onların derdi zaten kendilerine yetiyor, birde benim ve iki yavrumun yükünü nasıl yüklerim babamın çökmüş omuzlarına.

Daha da korkuncu ya kocam bu boşlukta gönlünü önceden tanıdığı bir kadına kaptırırsa.

Daha fazla dayanamadım bir yolunu bulup telefonda babama ağlayarak içinde bulunduğumuz durumu anlattım. Babamın ve annemin telefondaki şefkatli sözleri bir nebzede olsa beni rahatlatmıştı. Canım babam (borç aldığı para ile)  tıpkı telefonda söylediği gibi daha o gece ilk otobüse atlayıp İstanbul’a, yanıma geldi. Yavrularım ve ben babamın bizi sahiplenmesi sayesinde hiç zaman kaybetmeden,  ilk otobüsle baba evine döndük

Telli duvaklı ve mutlu bir şekilde ayrıldığım baba evine kucağımda iki kızım ile çaresiz ve mutsuz bir şekilde, dönmek beni kahrediyordu. Ama mecburdum…

Evden ayrıldığımı öğrenen kocamın bir kaç gün içinde beni arayacağını düşünüyordum, yanılmışım aramadı. Yaklaşık bir hafta sonra ben onu aradım.  Evi terk ettiğim içi hala bana kızgındı. Bana ”sen tercihini yaptın, bundan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim.” çıkışını ilk zamanlarda pek önemsemedim. Nasıl olsa evli bir erkek olarak hem bekârlığa hem de bir baba olarak çocuklarının özlemine dayanamaz diye düşündüm. Ben hesaplarımı bu düşünce üzerine bina ediyordum. Ama evdeki hesabım çarşıya uymadı.

Yanılmıştım…

Ne o tavrından geri adım atıyordu nede ben haklı olduğum için onun bu konuda hatalı olduğu ve  onun özür dilemesi gerektiği düşüncesinden.

Ben babamın evinde mutlu olmasam da huzurluydum. Ama onun yalnızlığa ve çocuklarının hasretine fazla dayanacağını düşünmüyordum. En azından bir süre sonra çocuklarını özleyecek, kızlarının hatırına da olsa benden özür dilemek ve beni almak için gelecekti yanıma.

Bir sürede bu şekilde birbirimizle inatlaşarak geçti.

Fakat onun bekârlığın getirdiği şartlara alışkın olduğunu, yemek yapmak da dâhil elinden her iş geldiğini ve birisini sildiği zaman o kişiyi hayatından tamamen çıkarttığını bu hesaba dahil etmemiştim.

Günler günleri, haftalar ayları kovaladı.

Ara sıra telefonda görüşsek de ikimizin düşüncesinde her hangi bir değişiklik yoktu. O benim hatalı olduğumu ve özür dilemem gerektiğini; ben ise onun bize zulüm ettiğini ve geri adım atması gerektiğini; özür dilemesi gereken birisi varsa onun da kendisi olduğunu söylüyordum. Bu tavrımda babamın ve çevremdeki insanların benim haklı olduğumu ve asla bu tavrımdan vazgeçmemem gerektiğini söylemeleri de etkili olmuştu.

Aslında sade bir özür ile bile evime dönmeye hazırdım. Ama kocam resmen inatlaşıyordu benimle.

Neredeyse son bir aydır telefonda  dahi (çocukların sesini duyma bahanesiyle aradı genellikle) kocamla konuşmamıştık. Artık iyiden iyiye kocamın benden özür dilemeyeceği, beni almaya gelmeyeceğini hatta iki kızımla babamın evinde genç dul bir kadın olarak sürekli kalacağıma inanmaya ve  korkmaya başlamıştım.

Telefonda son görüştüğümüz günden bu güne kadar yaklaşık 40 gün geçmişti. Tüm kadınlık gururumu ayaklar altına almak pahasına da olsa kocamı aradım. Çünkü içimde ki kurt her geçen gün beni kemiriyordu. Keşke daha önce arasaymışım veya söylediklerini duymamak için hiç aramasaymışım. (Hala anlatırken ve kocamın o anki sözleri aklıma geldikçe gözlerim doluyor.)

Kocam o an telefonda söylediği sözlerle bir kadın olarak yaşayabileceğim en kötü anı yaşattı bana. O an telefonda bir kadının başına gelebilecek en büyük felaket ile yüzleşmek zorunda kalmıştım. Korktuğum ve olmasını hiç istemediğim şey gerçekleşmiş; ayrı olduğumuz süre içerisinde kocam gönlünü başka bir kadına kaptırmıştı.

Bana “artık hayatımda başka bir kadın var haberin olsun” dediğinde yaşadığım acıyı tarif ve ifade etmemin imkanı yok. Normalde çok duygusal ve merhametli bir erkek olan kocam nedense bana hiç acımamış, hayatında yapmayı düşündüğü değişikliği (sanki normal bir şeymiş gibi) telefonda, hiç beklemediğim bir şekilde ve soğukkanlılıkla yüzüme söyleyecek kadar zalimleşmişti.

Ben henüz duyduklarımın şokunu üzerimden atamadan ikinci darbe geldi. Beni bırakmak istemediğini, eğer ben istersem ve kabul edersem ikinci hanımı olarak aynı anda benimle de evli kalacağını söyledi. O an yüreğimin derinliklerinden bir şeylerin koptuğunu ve içimde bir yerlerin acıdığını hissettim. Hiçbir şey söyleyemeden telefonu suratına kapattım ve olduğum yere çökerek için için ağlamaya başladım.

Farkında değilim sessiz sessiz ağlarken bayıldığımın. Büyük kızımın anneme haber vermesi üzerine annemin beni ayıltmaya çalışırken suratıma vurduğu tokatların ve keskin limon kolonyasının genzimde ki acı kokusuyla kendime geldiğimde o an evde olan tüm hane halkının başımda olduğunu gördüm. Kendime geldiğimi gören herkes ne olduğunu soruyordu bana. O an annemim sorduğu “ne oldu kızım” sorusu ile kocamın bana söyledikleri tekrar aklıma geldi ve yeniden ağlamaya başladım.

Fakat bu kez biraz önce ağladığım gibi değil; içimi çeke çeke, avazım çıktığı, gücümün yettiği kadar yüksek bir sesle. Tıpkı uyandığında yanında annesini bulamayan, annesinin kokusunu arayan bir bebek gibi. Hoş ağlamasam da ne diyebilirdim ki anneme ve kardeşlerime. Canım annem kocamla aramızda ciddi bir sıkıntı olduğunu anlamış ve benim uyuyacağımı söyleyerek kardeşlerimi telefonun bulunduğu o odadan çıkartmıştı. Annemle baş başa kalmıştık. Ve annem o soruyu tekrar sordu

“Seni bu hale getiren şey ne kızım”

Gizleyemezdim, kocamın telefonda bana söylediği her şeyi tek tek anlattım anneme. Annemin o an yaşadığı sok, içindeki acının ve yaşadığı üzüntünün yüzüne vuran ifadesi hala gözümün önünde.

Ah benim bahtsız kızım, ah benim kadersiz yavrum, bunlarda mı gelecekti başına…

Bir hafta da ancak gelebildim kendime. Odadan çıkmadığım o bir hafta düşünmek ve kararımı vermek için yetmişti bana. Bu teklifin kocamın bir blöfü ve asıl amacının benden boşanmak olduğuna hükmettiğim için olsa gerek kocamın teklifini kabul edecek, evime dönecek, yuvama, yarısına da olsa kocama sahip çıkacaktım.

Öyle de yaptım. Kocamı aradım ve teklifini kabul ettiğimi söyledim. Ben şaşırmasını ve evime dönmemem için yeni şartlat öne sürmesini beklerken o bu kararıma sevindiğini söyledi. O değil ama ben kararıma böyle bir tepki vermesine çok şaşırmıştım. Diğer taraftan da bu sonuca sevinsem mi, üzülsem mi karar veremiyordum bir türlü.

Dert ortağım ve biricik anneme anlattım kocamla telefonda konuştuklarımızı ve yapmayı düşündüğüm şeyleri..

Annemin “Sen bilirsin kızım, yalnız iyi düşündün mü” sorusuna verdiğim “evet anne düşündüm “cevabımdan sonra annem “hakkınızda hayırlısı olsun yavrum” dedi sadece, gözleri sulanmış bir halde.

Evet, sonu nereye varırsa varsın ben kararımı vermiştim, o kadının eline bırakmayacaktım çocuklarımın babasını. Yarısı da olsa o hala benim kocamdı.

Ertesi gün kızlarımı da yanıma alarak İstanbul’un ve son zamanlarda asla bir daha geri dönmeyeceğimi düşündüğüm yuvamın yolunu tuttum. Kocam bizi bekliyordu otogarda. Önce küçük kızımıza sonrada büyük kızım Esra ve bana sarıldı. Yüzünde gizlemeye çalışmadığı mutluluk ifadesi ve dudaklarında “ait olduğunuz yere, yuvanıza hoş geldiniz” cümlesiyle.

Bir kez daha şaşırmıştım. Böyle bir şey mümkün müydü?  Bu gördüklerim ve yaşadığım o an gerçek miydi, yoksa ben hala otobüste uyuyor ve rüya mı görüyordum. Hayır, bu bir rüya değildi. Bu adam kocamdı ve yaşadığımız o sahne gerçekti. Çünkü aylardır hissedemediğim için unuttuğumu düşündüğüm o kokuyu, onun teninin kokusunu almıştım hoş geldin demek için bana sarıldığında.

Üzerinden bu kadar  zaman geçtiği halde böyle bir şeyin nasıl mümkün olabildiğini hala anlamış değilim.

Daha birkaç hafta öncesinde bana söylediği “hayatımda başka bir kadın var”  sözleriyle evliliğe, mutluluğa dair hayallerimin hepsini bir anda yerle bir eden ve adını dahi anmak istemediğim, bana yaptıkları aklıma geldikçe “ onu elime verseler bir bardak suda boğarım” diye düşündüğüm adam sanki aramızda geçen bunca tartışmanın hiç biri yaşanmamış, tatilden dönüyormuşuz gibi gayet sakin ve mutlu bir şekilde karşılamıştı bizi.

Ama sonra…

Hikayenin sonrasını sizin tahmin etmenizi ve tahminlerinizi yorumlar bölümünde paylaşmanızı rica ediyorum.

Yorumlar İçin Teşekkür Ederim. Hikayenin sonu:

Yuvam  benim tercihlerim yüzünden daha da kötü bir şekilde yıkıldı. Evliliğim benim tercih ettiğim sekil de ve zamanda bitti.

Hem de benim kaprislerim, gereksiz kıskançlıklarım ve incir çekirdeğini dahi doldurmayacak sebepler yüzünden. Yani bu kez kocam değil ben istediğim için bu yuva dağıldı.

Yaptıklarım ve yapmak zorunda olduğum şeyleri yapmadığım için çok pişmanım.

Ölmedim, hala yaşıyorum, ama “dul ve mutsuz” bir kadın olarak.

Yürüyen Bir Ölünün Yaşadıkları
Başkasının derdini bilmeyen ” dünyada ki en büyük dert benim” dermiş.

Kendilerini “sütten çıkmış ak kaşık” gibi gösteren erkeklere teselli verenler,

Şimdi birde beni dinleyin, “benim de derdime derman” olmayı deneyin.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

close
Share
Pin
WhatsApp
Tweet
+1